Nicealem Güncelden Bilimsele

sivil toplum örgütlerini tanıma araştırma inceleme yorumlama

sivil toplum örgütlerini tanıma araştırma tahlil yorumlama

Cevap: sivil toplum örgütlerini tanınma araştırma analiz yorumlama

Sivil Toplum Nedir? Bir fazla STK eğitimi sonrası sağdan soldan fısıldaşmalar kulağıma gelir: “STK ne seslenmek?”. Bir buçuk-iki saat her tarafında bu kısaltmayı kullanan hatip, bütün dinleyicilerin konuyu default bildiklerini sandığı için olsa gerek, genel bir tasvir yapmamış, katılımcılar da konuşmanın belli başlı kayda değer kısmını anlamamıştır.

Bu hataya düşmek üzere olduğumu farkedip sizlere özgürlük ansiklopedi vikipedi’nin ilgili başlığını gönderiyorum. Fazla genel ve yetkisiz olmakla birlikte bir mim koyacaktır.

Tanımı
Her kavram tanımı beraberinde karşıtanımlar üretir. Sivil Toplum kavramının da ortak bir tanımı yoktur, onu ama öğeleriyle tanımlayabiliriz:
Sivil Toplum tanımları ya toplumun bir kısmı üzerindeki örgütlü yaşamı, ya kamusal bir alanı, ya bir toplum biçimini anlatmak üzere yapılanmışlardır.

Tarih
Kavram ilk önce Platon ve Aristo’da ortaya çıktı. Devlet kavramıyla birlikte düşünüldü. Polis (kent devleti)ortaya çıktı. Ortaçağda çağın özelliklerine paralel olarak her kavram gibi değişti. Jean Bodin devletle aile birliklerinin bambaşka dünyaları olduğunu söyledi. Toplumsal sözleşmeciler, anlaşma anlayışını geliştirdi. Doğa durumu düşünürleri devleti üçüncü şahıs gibi algıladı, sivil toplum-politik toplum ikiliği doğdu. Hegel, Marx, Gramsci’de sivil toplum devlete göre tanımlandı.
XX.yüzyılın sonlarındaki gelişmeler, Doğu Bloku’nun çökmesi, liberalizmin yükselişi, küreselleşme,muhaflefet hareketlerinin tıkanması, sosyal demokrasinin gerilemesiyle sivil toplum kavramı üstünde kuvvetli yargılar oluştu. Algı başlıca olan öğeler örgütlülük, kendi kendini üretme, devletten her alanda kopma, şiddete karşısında olma, siyasal topluma ya müdahil olma yoksa hiç karışmama gibi vurgular kazandı.
Sonuç
Kamusal bölge tanımı netlik kazanmamakla birlikte, ister aile ister birey olsun, insanların gönüllü bir biçimde katıldığı, amaç açısından karmaşıklık taşıyan bir örgütlenmedir sivil toplum. Piyasa ve özel mülkiyetin, politik duruşların, hangi kuruluşların ya da cemaatlerin sivil toplum olup olmadığı tartışılmaktadır.

“Benzer toprak parçası üstünde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için meslek birliği yapan millet topluluğuna toplum adını veriyoruz. Bu topluluğu bir alan olarak kabul edersek, burada yerleşmiş olan yapılar var. Bugüne değin bu yapıların en etkin ve görkemlisi devlet olarak gözüktü gözümüze. Kimi tarihsel ve yöresel örneklerde devlet o denli büyük olabiliyor ancak; toplum dediğimiz alandan devlet dışındaki özerk yapılara fazlaca yer kalmıyor. Böyle bir örnekte devlet, sosyal yaşamın fazla ciddi bir bölümünü kapatıyor. Bu koşul, özellikle devletin aşırı büyük ve hegemonik (üstün ve başat) olduğu Doğu toplumlarının tipik bir özelliğidir.

Kolaycı ve kolay bir yorumlama olarak; toplum denilen alanın devlet dışarıda kalan bölümüne sivil toplum adı verilir. Hatta toplum bir pistona benzetilerek; pistonun bir bölümü devlet, diğer bölümü ise sivil toplum olarak isimlendirilir. Örneğe uygun olarak; devlet ileri gittiğinde sivil toplum küçülür, devlet geri çekildiğinde sivil toplum büyür. Bu kolaycı izah etme, devlet ile sivil toplumu bir zıtlık olarak ele alma eğilimindedir.

Sivil toplum kavramından Antik Çağlardan beri laf edilmekle birlikte; her dönemde kullanılan sivil toplum tanımı benzer anlamı taşımamaktadır. Örneğin İsadan 300-400 yıl önce yaşayan Eski Yunan filozoflarının ele aldığı sivil toplum kavramı ile 19uncu veya 20nci yüzyılın ünlü düşünürleri Hegelin ya da Marxın ya da Gramscinin yaklaşımları önemli anlamda birbirinden farklıdır. Dolayısıyla farklı kaynaklardaki sivil toplum ifadesinin aynılığına takılarak tarih yanılgılarına düşmemek gerekir. Fakat ne yazık ancak, sivil toplum literatüründe bu hatalara çoğunlukla rastlanmaktadır.

Doğu toplumlarında sivil toplum kavramı devletin yaşam alanlarına fazla yayılımı nedeniyle devlet x sivil toplum karşıtlığı olarak tanımlamanın haklı gerekçeleri var. Bu şart da, bilhassa Türkiye gibi üstün ve baskın devlet geleneği olan ülkelerde sivil toplum kavramının liberal bir içerik kazanmasına niçin oluyor.

Devletin küçülmesi, özelleştirme veya özel girişimin halk girişimi aleyhinde pozisyon kazanması gibi unsurlar, doğrudan sivil topluma mal ediliyor. Mesela özelleştirme ve sivil toplumun gelişmesi aralarında aracısız paralellikler çizen aydınlatılmış güruhuna çoğunlukla rastlayabiliyoruz. Yeniden sivil toplum geliştirme çabalarını, gelişmiş ülkelerin (mesela ABDnin) çıkar politikaları ile eşleyenlerin sayısı da hiç az değil. İşin özü şu ancak; sivil toplum kavramını liberal (ya da neo-liberal) siyasi içerikten kurtarmak zorunluluğu gündeme her an birazcık daha pozitif düşüyor.

Sivil toplumu, liberal siyasi içerikten kurtarmanın yolu, natürel oysa yeni bir açıklama yapmaktan daha fazla, bu kavramın bugün oturduğu zemini dürüst tespit etmekten geçiyor. Günümüzde sivil toplum, öncelikle bireylerin kendi iradelerine dayanarak bir arada yaşama anlayışını açıklama ediyor. Sivil toplum fikrini, bu esas eksene yerleştirmeden kullanılan tüm yaklaşımlar çerez misali jurnal faaliyetlerin ötesine geçemez.

 
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ